Yıllardır üstü örtülmeye çalışılan sanki yokmuş gibi davranılan bir soykırımdan bahsediyoruz, Bulgaristan’ın ab sürecinde kabul ettiği, ölen Türklerin yakınlarına ve Belene’de çektikleri işkencelere rağmen sağ kalmayı başarmış, sürgüne gönderilmiş Türklere tazminat ödeyen Bulgaristan' dan bahdesiyoruz.
Belene’de çektiklerini kendisi anlatanlar, belene kampında babasını ziyaret eden bir kızın anlattıkları
1970–89 yıllarını kapsayan ikinci sosyalist dönem, Bulgaristan Türkleri açısından tam bir felaket dönemi olmuştur. Slav kültürüne sahip homojen bir Bulgaristan yaratmayı arzulayan faşist Bulgar yönetimi, bu planı önce teşvik ve psikolojik yöntemlerle denemiş; ancak bunun netice vermemesi üzerine kan ve katliamla gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bulgar hükümeti Bulgarlaştırma adı altında ülkede yaşayan 1,5 milyon Türk, Pomak ve çingenelere karşı bir asimilasyon kampanyası başlattı. Ülkede yaşayan 310 bin Türk’ ün isimleri polis zoruyla Bulgar isimleriyle değiştirildi. Türkçe eğitim veren okullar, üniversitedeki Türk filolojisi bölümleri, Türkçe gazeteler ve camiler devlet emriyle kapatıldı. Çocukların sünnet ettirilmesi yasaklandı. Çocuklar bu yasağa rağmen sünnet ettirilip ettirilmediğini kontrol edilmek için zorla sağlık merkezlerine gönderildi. Mezar taşlarının üzerindeki Türkçe isimler yüzünden mezarlar yıkıldı, talan edildi. Türklerin Türk motifli giysiler giymeleri yasaklandı. bu baskılara dayanamayıp protesto gösterileri yapan Türklerin üzerine askeri birliklerince ateş açıldı. Bulgarca isim almaya karşı çıkan Türkler Belene’deki toplama kampına gönderildi..
Konunun duyulması üzerine Türkiye, Bulgar hükümeti ve uluslararası kurumlar nezdinde her türlü girişimde bulunmuş ve soydaşlarının haklarını korumaya çalışmıştır. Ancak tüm bu çabaların neticesi geciktikçe gecikmiş ve nihayet beş yıl aradan sonra 1989'da yeniden büyük bir soydaş kitlesi Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçmüştür.
23 Haziran 1986 tarihinde insan hakları komisyonu Helsinki izleme komitesi, Bulgaristan’da 1.500 Türk’ün öldürülüp cesetlerinin tuna nehri'ne atıldığını, 1.500 Türk’ün de belene adası'na sürüldüğünü açıklamıştır. Ancak 86dan sonra da belene de ölümler devam etmiş belenden kurtulanlarsa sürgüne gönderilmiştir.
.......................
Mehmet Alev balgöç dergisindeki yazısında1985 deki soykırımla ilgili olarak;
kendilerini en insancıl rejimi (bkz: komünizm) kurmaya adayan bu zatlar, nasıl olup da bir azınlıkların üzerine böylesine gaddarca yürüyorlardı!
Bundan 21 yıl önce dünyaya gelmiş çocuklar, o kara kışı hatırlamıyorlar. Ancak, anneleri hatırlar. “yılbaşı sofralarına oturmadık! Her an kapımıza silahlı bir grup gelebilirdi. Vatan cephesi adına, politbüro adına... Yediğimiz lokmaları yutmadık. Bundan böyle senin adın ivan, senin adın mariya, senin adın toço...”
......................
(yazarın notu)ve ben tam 21 yaşındayım, adımı anneanemin ölen annesinin ismiyle(bir Türk ismi tabii ki) aynı koymayı planlayan ailem, bir Bulgar ismi koymak zorunda kalıyor.
......................
Mehmet Türker ise 1984 yılı sonunda hükümetin politikasını desteklemediği için tutuklanıp belene kampı'na sürüldü. Bu kampta tam 485 gün kaldı. Kurtuldum diye sevindiği an bir yıl daha bobovdol kasabasındaki tutukevinde cezalandırıldı ve 16 ay da dragoviştitsa köyüne sürgünde kalan Mehmet Türker beleneyle ilgili anılarında
"bu asrın sonunda bu tutuklamalar, kurşuna dizme olayları patagonya'da değil, bir Avrupa ülkesi Bulgaristan’da yaşanıyordu. Bundan böyle ben Mehmet, ağabeyim Ahmet, kız kardeşlerim de Emine, Fatma, Hayriye olmayacaklardı". jivkov rejiminin Türklere yaptığı bu hakaret ve işkenceyi şair Ömer Osman Erendoruk s.o.s. veya üçüncü mezar destanında şöyle ifade ediyordu
Türkçe söylemek yasak, Türkçe yürümek yaya,
Türkçe işitmek yasak, Türkçe bakmak dünyaya,
Türkçe sevinmeyecek, Türkçe gülmeyeceksin,
alnından akan teri Türkçe silmiyeceksin.
Türkçe bağlamak yasak ayakkabı bağını,
Türkçe ayırmak yasak solunu ve sağını,
sofrada ekmeğini Türkçe dilmeyeceksin,
Türkçe yaşamayacak, Türkçe ölmeyeceksin..
----------------
bu Bulgarların Türklere yaptığı ilk soykırım hareketi değildi 1944 yılındaki soykırım hareketinde ise 110 000 Türk’ün öldürüldüğü kabul edilmiştir.. o dönemde belene kampına alınan embiya çavuş o günlerden şöyle bahsediyor; belene, yılan, çiyan dolu bataklık bir adaydı. Komünistler, muhaliflerini ve türkleri oraya sürüp yok ediyorlardı. Açlık, çıplaklık ve dayaktan öldürdükleri insanların araba araba cesetlerini domuzlara yediriyorlardı. Buz kütleli sular Belene’yi basıp domuzlar sürüklenince insanlar domuzlara yem olmaktan kurtuldu. Fakat bu sefer öldürülen insanlar tuna’ ya atılmaya başlandı. Belene kampından sağ kurtulan Bulgar vasil lilov kazanski, “ölüm kampı belene” adlı kitabında, “dışarıdan ne kadar mahkum gelirse o kadar mahkum öldürülecek” emri gereği 110 bin kişinin öldürüldüğünü söylüyor
`komünistler Türk okullarını kapattılar, Türkçeyi yasakladılar`
“1944’den önce 2 milyondan fazla Türk’ün yaşadığı Bulgaristan’da, Türk okullarında eğitim Türkçe ve Bulgarca yapılmaktaydı. Komünizmden önce Osmanlı zamanında kurulmuş okul, cami ve müftülüklerin yan gelirleri ve kaynakları, arazi ya da binaları vardı. Ama komünistler bunların tümünü, yönetime gelir gelmez devletleştirdiler. Daha sonra da Türk okullarını kapatıp Türkçeyi yasakladılar. Sonra da mahkumiyet devri başladı.”
Nazım hikmet’e verilen rol
“1944’te, komünizmin balkanlara gelmesi, komünizm perdesi ardında panslavizmin bölgeye yerleşmesi olacaktı daha ilk adımda göçler başladı. Dünya kamuoyunda komünizme karşı kötü imaj oluşturması endişesiyle bu göçleri durdurmaya karar veren Moskova, Rusya’ya iltica eden nazım hikmet’i devreye soktu. Nazım; Bulgaristan’da yaşayan Alevilerin arasında yaptığı konuşmada, “göçü durdurun. Burada okuyup tahsil yaptıktan sonra hep birden Türkiye’ye gideceğiz” dedi. Kapanmış olan Türk okulları açıldı. Türkçe eğitim başladı. Üniversite ve başka Türk okulları açıldı. Bu okulların öğretmenleri genelde Azerbaycanlıydı. Moskova’nın amacı Bulgaristan Türkleri arasından yetiştirdiği kadroları Türkiye’yi komünistleştirme planında kullanmaktı, ama geri tepti. Bulgaristan okullarında yetişenler, üniversite tahsili yapanlar da dahil komünist değil Türk milliyetçisi oldu.”
todor jivkov
Embiya çavuş– “azılı bir diktatör olan jivkov, sırtını moskova’ya dayayarak, Türk halkını köy ve şehir meydanlarına topladı. Beyaz adamın Kızılderililere yaptığını yaptı. “siz bugünden itibaren Türk değilsiniz. Atalarınız, dragan, petkan, maria, irina’dır” deyip ellerine Slav kimlikleri verildi. Dünya da, “kendi rızası ile soyuna dönme” açıklaması ile aldatılmaya çalışıldı. Asimilasyon hızlanmıştı. jivkov, daha da ileri gidecekti ama beklenmedik bir şekilde çöktü. Bir milletin yok edilmesi için tarihi eserlerin ortadan kaldırılması gereklidir. jivkov, buldozerlerle mezarlıkları, camileri ve köprüleri yıkmaya başlamıştı ama kremlin düştü. Ben, balkanları ve bulgaristan’ı tanıdığım gibi türk dünyasını da tanırım. 1944’te, Şumnu’da 43 camii vardı. Mescitleri ve tarihi binalarının hesabı olmayan bu tarih dolu şehir Bulgaristan’ın İstanbul’uydu. Asimilasyon sonunda, 1989’da, ayakta, bir tek tombul camii kaldı. o da birleşmiş milletler koruma altına aldığı için kaldı.
Komünizm çökmeseydi Bulgaristan’da ne Türk, ne Müslüman kalmazdı. Balkanlardaki Slavların, Türk insanına karşı olan tarihi düşmanlığı sürüp gidecektir.
16 yıl hapiste kaldım. Tonlarca kitap yazılabilecek bu konunun detayına girmeden önce komünist sistemdeki hapislik ve kamplardaki şartların ne kadar insanlık dışı ve işkencelerle dolu olduğunu bilmek lazım. Komünist sistemin anlayışına göre siyasi mahkûm olamaz. Zira bu sistem eşitlik ve sosyal adaletli olduğu için insana baskı yapmazmış(!). komünist parti kararı tek karardı. Hapishanelerde hücre sistemi olup günde 250 gr siyah ekmek, 250 gr da bulaşık suyu verilirdi. Siyasi suçlu isen dışarı ile irtibat kurman yasaktır. Şartlı olarak salındığımda daha geride 101 yıl hapis cezam vardı
1956 yılında, birleşmiş milletler elde ettiği istihbaratlarla Bulgaristan’ı sert bir şekilde kınayarak belene kampının kapatılmasını istedi. böylece orada hayatta kalmayı başaranlar, kamptan kurtuldular..
--------------
30000 kürt 1000000 ermeni diye kıçını yırtanlar neden hiç 110000 Türk’ten bahsetmezler acaba. neden Türk olunca soykırımı görmezden geliyor ab.. ya da Bulgaristan’ın "evet yaptık" deyip karşılığında tazminat ödediği bu soykırımdan kaç Türk’ün haberi var..??????
Alıntı: ekşisözlük
Yazının kaynağı olarak ekşisözlük verilmiş ancak yazıyı orda bulamadım. Yazının adresi burasıdır http://forum.donanimhaber.com/m_33314854/mpage_1/key_//tm.htm#33315765 (Cengiz Üregen)
Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salı, Eylül 22, 2009
Cuma, Eylül 04, 2009
Esrarengiz radyo yayınları (rakam istasyonları)
Genellikle bir dizi rakam, harf ya da kelimelerin (zaman zaman fonetik alfabe kullanılarak) yayınlandığı, kaynağı belirsiz, uygun şartlar altında tüm dünyaya yayın yapabilen kısa dalga radyo istasyonlarına "rakam istasyonları (number station)" adı veriliyor.
Bu istasyonlardan duyulan sesler genellikle mekanik olarak üretiliyor. Mesajlarda dil yelpazesi oldukça geniş ve kullanılan sesler genellikle kadın sesleri olmakla beraber ara ara erkek ve çocuk sesleri de kullanılıyor. Rakam istasyonlarının birinci dünya savaşı'ndan bu yana yıllardır yayında olmalarına rağmen, ne amaçla kullanıldıkları hakkında hala kesin bir bilgi yok. Yayınların, hükümetlerin gizli ajanları, casusları ile iletişim kurmak için kullanıldığını, ufolardan ya da uzay gemilerinden gönderilen sinyaller, kodlanmış at yarışı sonuçları ya da uyuşturucu kaçakçılarının haberleşme sistemi olduklarını savunan varsayımlar ortaya atılmış fakat hala ne için kullanıldıkları sorusuna, doğruluğundan emin olunabilecek bir cevap bulunamamış. deliller, popüler varsayımlardan biri olan; "yayınların hükümet ajanları tarafından, casuslara mesaj yollamak için kullanılan bir iletişim yöntemi" olduğu varsayımını destekler nitelikte. Bu varsayıma göre söz konusu mesajlar, düşmanların şifreleri çözmesini nerede ise imkansız kılan ve çok güvenli bir şifreleme sistemi olarak kabul edilen one-time pad (OTP) yöntemi ile şifrelenmiş. (Bu şifreleme yöntemi hakkında daha fazla bilgi için ekşi sözlük'ten "one time pad", "bir kerelik bloknot" ve "vernam cipher" başlığı altındaki entryleri inceleyiniz.)
Rakam istasyonlarının karakteristik özellikleri çok çeşitli kimileri rastgele zamanlarda yayın yaparken, kimileri de belirli bir zaman çizelgesini takip ediyor. Sayılar, kelimeler, harfler, notalar ya da mors kodları aracılığı ile bilgileri veren sesler, banttan ya da canlı yayın olabiliyor. Yayınlar genellikle saat başlarında ya da her yarım saatte bir başlıyor ve her yayın, yayının yapıldığı istasyonu ve/veya hedef dinleyiciyi tanımlayan bir giriş ya da sunumla başlıyor. bu giriş ve sunumlar nümerik ya da fonetik "kod adlar" (örn. "charlie india oscar", "250 250 250"), karakteristik sözler (örn. "¡atención! ¡atención!", "1234567890") ve zaman zaman müzikal ya da elektronik sesler (örn. "the lincolnshire poacher", "magnetic fields") formunda oluyor. Yayınlar, Akin Fernandez adlı meraklı bir kaçık tarafından üç dört yıl boyunca takibe alındıktan sonra, 1997 yılında the conet project: recordings of shortwave numbers stations adında, dört cdlik bir kolleksiyon halinde satışa sunulmuş. Şu adresten rakam istasyonlarında yayınlanan çok sayıda mesajı dinleyebilirsiniz.
Eğer mesajları radyodan dinlemeye niyet ederseniz 2 MHz - 30 MHz kapsamlı tek yan bantlı (SSB) ve am bir kısa dalga alıcısına ihtiyaç duyacaksınız.
rakam istasyonu yayınlarının kullanıldığı müzik, film ve televizyon yapıtlarından örnekleri wikipedia'dan inceleyebilir, mysteries of radio adlı websitesinden de rakam istasyonları hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.
Yazı alıntıdır…….
Kaynak: hafif.org
Bu istasyonlardan duyulan sesler genellikle mekanik olarak üretiliyor. Mesajlarda dil yelpazesi oldukça geniş ve kullanılan sesler genellikle kadın sesleri olmakla beraber ara ara erkek ve çocuk sesleri de kullanılıyor. Rakam istasyonlarının birinci dünya savaşı'ndan bu yana yıllardır yayında olmalarına rağmen, ne amaçla kullanıldıkları hakkında hala kesin bir bilgi yok. Yayınların, hükümetlerin gizli ajanları, casusları ile iletişim kurmak için kullanıldığını, ufolardan ya da uzay gemilerinden gönderilen sinyaller, kodlanmış at yarışı sonuçları ya da uyuşturucu kaçakçılarının haberleşme sistemi olduklarını savunan varsayımlar ortaya atılmış fakat hala ne için kullanıldıkları sorusuna, doğruluğundan emin olunabilecek bir cevap bulunamamış. deliller, popüler varsayımlardan biri olan; "yayınların hükümet ajanları tarafından, casuslara mesaj yollamak için kullanılan bir iletişim yöntemi" olduğu varsayımını destekler nitelikte. Bu varsayıma göre söz konusu mesajlar, düşmanların şifreleri çözmesini nerede ise imkansız kılan ve çok güvenli bir şifreleme sistemi olarak kabul edilen one-time pad (OTP) yöntemi ile şifrelenmiş. (Bu şifreleme yöntemi hakkında daha fazla bilgi için ekşi sözlük'ten "one time pad", "bir kerelik bloknot" ve "vernam cipher" başlığı altındaki entryleri inceleyiniz.)
Rakam istasyonlarının karakteristik özellikleri çok çeşitli kimileri rastgele zamanlarda yayın yaparken, kimileri de belirli bir zaman çizelgesini takip ediyor. Sayılar, kelimeler, harfler, notalar ya da mors kodları aracılığı ile bilgileri veren sesler, banttan ya da canlı yayın olabiliyor. Yayınlar genellikle saat başlarında ya da her yarım saatte bir başlıyor ve her yayın, yayının yapıldığı istasyonu ve/veya hedef dinleyiciyi tanımlayan bir giriş ya da sunumla başlıyor. bu giriş ve sunumlar nümerik ya da fonetik "kod adlar" (örn. "charlie india oscar", "250 250 250"), karakteristik sözler (örn. "¡atención! ¡atención!", "1234567890") ve zaman zaman müzikal ya da elektronik sesler (örn. "the lincolnshire poacher", "magnetic fields") formunda oluyor. Yayınlar, Akin Fernandez adlı meraklı bir kaçık tarafından üç dört yıl boyunca takibe alındıktan sonra, 1997 yılında the conet project: recordings of shortwave numbers stations adında, dört cdlik bir kolleksiyon halinde satışa sunulmuş. Şu adresten rakam istasyonlarında yayınlanan çok sayıda mesajı dinleyebilirsiniz.
Eğer mesajları radyodan dinlemeye niyet ederseniz 2 MHz - 30 MHz kapsamlı tek yan bantlı (SSB) ve am bir kısa dalga alıcısına ihtiyaç duyacaksınız.
rakam istasyonu yayınlarının kullanıldığı müzik, film ve televizyon yapıtlarından örnekleri wikipedia'dan inceleyebilir, mysteries of radio adlı websitesinden de rakam istasyonları hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.
Yazı alıntıdır…….
Kaynak: hafif.org
Çarşamba, Eylül 02, 2009
TÜRKİYE CUMHURİYETİ (CUMHURİYET)
Cumhuriyet kelimesi Arapça kökten 18. yüzyılda Osmanlı Türkçesinde türetilmiş bir isimdir. Bu kökten türeyen cumhūr ise "cemiyet, toplum, kamu" anlamına gelir. Latince respublica Fransızca république sözcüğünün Türkçe çevirisi olarak benimsenmiştir. Respublica 1640'lı yıllardan itibaren de popüler kullanımda "hükümdarsız devlet biçimini" ifade etmiştir.
Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. M.K. ATATÜRK. 1933 (Afet İnan, Atatürk Hakkında B. H., S. 251)
Düşünce Özgürlüğü, demokrasinin temel ilkesidir. Kimsenin müdahalesi olmadan her fert istediğini düşünme hakkına ve bu hakkın korunması gerektiğine, düşünce özgürlüğünün kimseye duyurulmadan sadece beyinde kalan bir soyut işlem değil, açıklama, ifade, tartışma, yayınlama özgürlüğünü de beraberinde getirdiğine dair açık toplumlarda bir temel uzlaşma ilkesi olmuştur.
Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. M.K. ATATÜRK.1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71)
Cumhuriyet, egemenliğin kaynağının millete ait olduğunu kabul eden devlet şekli demektir; bir diğer ifade ile devletin temel organlarının seçimle iş başına geldiği bir yönetim biçimidir. Cumhuriyet yönetimi bu niteliği ile şüphesiz ki demokrasi ilkesinin en gelişmiş şekli, demokrasi ilkesinin en iyi uygulanmasını sağlayan bir siyasi rejimdir
Cumhuriyet fazilettir. M.K. ATATÜRK.1925 (Atatürk'ün S.D. II, S.231) Türk milletinin tabiat ve âdetlerine en uygun olan idare Cumhuriyet idaresidir. M.K. ATATÜRK.1924 (Atatürk'ün S.D. III, S. 74)
Cumhuriyet rejimi bütün vatandaşları yasa önünde eşit sayar. Onlar arasında hiçbir ayrıcalık tanımaz, Onların devlet yönetimine eşit olarak katılımını sağlar. Vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini devlet teminatı altına alır. Cumhuriyet milli birlik ve beraberliğimiz açısından da birleştirici ve pekiştirici olmuş, milli sınırlarımız içinde hiçbir ayrıcalık yapmaksızın bütün vatandaşlarımızın paylaştığı, yararlandığı, bu nedenle korumaya ve yaşatmaya kararlı olduğu bir yönetim haline gelmiştir. Gençlerimiz ve her gelecek kuşak bilmelidir ki, bu vatanda kurduğumuz Cumhuriyet yönetimi, Atatürk'ün önderliğinde bir ölüm kalım savaşından sonra gerçekleştirilmiştir. Bu büyük başarının arkasında binlerce şehidin, binlerce gazinin harcı vardır. Bu bakımdan, kurulan bu büyük eserin her yönü ile gelişmesi, geliştirilmesi, doğabilecek her türlü tehlikeden titizlikle korunması, Cumhuriyet kuşaklarının Atatürk'e ve onun devrim arkadaşlarına borçlu olduğu kaçınılmaz bir görevdir. Şüphesiz ki Cumhuriyet kuşakları, bu görevin bilinci içinde kendilerine bırakılan emaneti sürekli koruyacaklar, Türkiye Cumhuriyeti'ni Büyük Önder'in çizdiği yolda sonsuza dek yaşatacaklardır.
Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından mürekkep(birleşmiş) büyük ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda kurulmuş olan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem(esinlenmiş) prensiplerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok zayıf dimağlı bedbahtlardır. Bu gibi bedbahtların, Cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde lâyık oldukları muameleye maruz kalmaktan başka nasipleri olmaz. Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır. Ve Türk milleti emniyet ve saadetinin kefili olan prensiplerle medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeğe devam edecektir. M.K. ATATÜRK.1926 (Atatürk'ün S.D. III, S. 80)
Anonim
Not: Alıntılar Kültür Bakanlığı Web sayfasından yapılmıştır.
Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. M.K. ATATÜRK. 1933 (Afet İnan, Atatürk Hakkında B. H., S. 251)
Düşünce Özgürlüğü, demokrasinin temel ilkesidir. Kimsenin müdahalesi olmadan her fert istediğini düşünme hakkına ve bu hakkın korunması gerektiğine, düşünce özgürlüğünün kimseye duyurulmadan sadece beyinde kalan bir soyut işlem değil, açıklama, ifade, tartışma, yayınlama özgürlüğünü de beraberinde getirdiğine dair açık toplumlarda bir temel uzlaşma ilkesi olmuştur.
Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. M.K. ATATÜRK.1923 (Atatürk'ün S.D. III, S. 71)
Cumhuriyet, egemenliğin kaynağının millete ait olduğunu kabul eden devlet şekli demektir; bir diğer ifade ile devletin temel organlarının seçimle iş başına geldiği bir yönetim biçimidir. Cumhuriyet yönetimi bu niteliği ile şüphesiz ki demokrasi ilkesinin en gelişmiş şekli, demokrasi ilkesinin en iyi uygulanmasını sağlayan bir siyasi rejimdir
Cumhuriyet fazilettir. M.K. ATATÜRK.1925 (Atatürk'ün S.D. II, S.231) Türk milletinin tabiat ve âdetlerine en uygun olan idare Cumhuriyet idaresidir. M.K. ATATÜRK.1924 (Atatürk'ün S.D. III, S. 74)
Cumhuriyet rejimi bütün vatandaşları yasa önünde eşit sayar. Onlar arasında hiçbir ayrıcalık tanımaz, Onların devlet yönetimine eşit olarak katılımını sağlar. Vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini devlet teminatı altına alır. Cumhuriyet milli birlik ve beraberliğimiz açısından da birleştirici ve pekiştirici olmuş, milli sınırlarımız içinde hiçbir ayrıcalık yapmaksızın bütün vatandaşlarımızın paylaştığı, yararlandığı, bu nedenle korumaya ve yaşatmaya kararlı olduğu bir yönetim haline gelmiştir. Gençlerimiz ve her gelecek kuşak bilmelidir ki, bu vatanda kurduğumuz Cumhuriyet yönetimi, Atatürk'ün önderliğinde bir ölüm kalım savaşından sonra gerçekleştirilmiştir. Bu büyük başarının arkasında binlerce şehidin, binlerce gazinin harcı vardır. Bu bakımdan, kurulan bu büyük eserin her yönü ile gelişmesi, geliştirilmesi, doğabilecek her türlü tehlikeden titizlikle korunması, Cumhuriyet kuşaklarının Atatürk'e ve onun devrim arkadaşlarına borçlu olduğu kaçınılmaz bir görevdir. Şüphesiz ki Cumhuriyet kuşakları, bu görevin bilinci içinde kendilerine bırakılan emaneti sürekli koruyacaklar, Türkiye Cumhuriyeti'ni Büyük Önder'in çizdiği yolda sonsuza dek yaşatacaklardır.
Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından mürekkep(birleşmiş) büyük ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda kurulmuş olan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem(esinlenmiş) prensiplerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok zayıf dimağlı bedbahtlardır. Bu gibi bedbahtların, Cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde lâyık oldukları muameleye maruz kalmaktan başka nasipleri olmaz. Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır. Ve Türk milleti emniyet ve saadetinin kefili olan prensiplerle medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeğe devam edecektir. M.K. ATATÜRK.1926 (Atatürk'ün S.D. III, S. 80)
Anonim
Not: Alıntılar Kültür Bakanlığı Web sayfasından yapılmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
